BENİ KÖR KUYULARDA VİZYONSUZ BIRAKTIN ÖROVİZYON
Aradan günler geçmesine rağmen hala etkisinden kurtulamadığım için yazmayı uygun buldum. Belki yazarsam ruhum biraz olsun huzur bulabilir.
Dünya iyice cozuttu arkadaşlar.
"Bizimle dalga mı geçildi?" yoksa "Bu insanlar ciddi miydi?" Açıkçası hala şüphe içindeyim. Ama son zamanlarda hiç bu kadar gülmemiştim valla.
Sırbistan'ın başkenti Belgrad'da bu yıl 53.'sü yapılan Örovizyon şarkı yarışmasından bahsediyorum. Artık Örovizyon'a şarkı yarışması demeye bin şahit ister gerçi. Birbirinden kötü şarkılar, oyların politikliği, Televoting denilen "Al takke ver külah" sistemi yüzünden de değil üstelik. Onları geçtik artık! Herşey inanılmaz absürdleşmiş.(Evet deminden beri aradığım kelime bu galiba!
)
Böylesi bir ortamda Türkiye'nin "Deli" adlı şarkısıyla 7. olabilmesi de ayrı bir şaşkınlık konusudur.
Özetle Cumartesi gecesi Örovizyon'u izlemediyseniz çok şey kaçırdınız çok! Anlatmakla da olmuyor ki yaşamak lazımdı.
İnternetten bulduğum resimlerle size meramımı biraz olsun dile getirmeye çalışayım. 
İşte birinci! Yarışmadan sonra bu çocuk hakkında envai çeşit söylenti çıktı. Yok gaymiş, yok porno yıldızıymış falan. Meyve veren ağacı Rusya'da bile taşlıyorlar anlaşılan.
Pek ahım şahım bir şarkı değildi aslında. Şarkıdan çok arka fonda buz pateni yapan Yevgeni Plushenko abimize puan verilmiş olabilir. Olimpiyat şampiyonu ne de olsa!
Hala şarkıyla buz pateni arasındaki bağı kurabilmiş değilim gerçi. Belli ki Ruslar buz pateninde ne denli iyi olduklarını dosta düşmana göstermeye çalıştılar. Niyeyse artık?!
Bence bu şov, bundan sonraki Örovizyonlar için hiç iyi olmadı. Diğer ülkeler için emsal teşkil edebileceğini düşündükçe tüylerim diken diken oluyor zaten.
Özellikle bizim açımızdan nahoş sonuçlar doğar. Çünkü ata sporumuz güreş. Kısacası bizi mecbur bırakmasınlar lütfen!



Ayrıca biraz nazlı ve kaprisli gibiydiler. Bütün gece o zavallı erkek dansçılar, bu hatunları omuzlarında bir oraya bir buraya taşıyıp durdu. Gene de yaranamadılar. Kızcağızlar ince de giyinmişlerdi.Açık havada alttan rüzgarı yiyince üşütmemişlerdir inşallah.(Bak yine de kıyamıyorum
)
Bu Boşnak Allah için çok uğraştı ve takdirimi kazandı. Mizansen de fena değildi. Belli ki üzerinde bayaaa bir düşünülmüş.
Balon etek giymiş pilli bebeğe benzeyen şirin bir kız, üstte görülen çamaşırları astıktan sonra düzeneği ters çevirdi. Veee kocaman harflerle yazılmış bir "LOVE" kelimesi ortaya çıktı.
Arkada yanılmıyorsam 4 tane gelin vardı. Onlar da niyeyse örgü örüyorlardı. Bu durum beni derin düşüncelere gark etti. Artık bu çocuk, o gelinlerden en hamaratını mı seçecekti yoksa o pilli bebeğe benzeyen kıza mı yanıktı? Bilinmez ama şarkının adam olabilitesi yoktu.

Bu Fransız'a biraz Fransız kaldım. Bu yıl Fransızlar herkesler anlasın diye İngilizce şarkıyla katılmışlar. Ama Fransızca söyleyince daha bir anlaşılır oluyorlardı sanki.
Kafamda gene bir yığın soru işareti oluştu. Bu adam neden elinde bir dünya maketiyle sahneye geldi? Elektrikli araba ne ayaktı? Kadın vokalistler de dahil neden herkesin yüzü gözü kıldan tüyden görünmez bir haldeydi?
Onu bunu bilmem ama kadınlara sakal ve bıyık yakışmıyor. En azından kadın vokallerin lazer epilasyon yaptırtıp hamama gitmelerini öneriyorum.

Letonya'nın şarkısı, nakaratı fazla akılda kalıcı olması hasebiyle sinir bozucuydu. Koreografi ise akıllarda hiçbir soruya yer bırakmayan cinstendi. Onlar korsandı. Ve bunu öyle gözümüze gözümüze soktular ki gerçek hayatta da korsanlık mesleğini icra ettiklerini düşünmeye başladım. Keşke işi biraz hayal gücümüze bıraksalardı!

İşte bu da benim favorim İspanya! Karşınızda Rodolfo Chikilicuatre ve El Çiki Çiki! Bence bu şarkı ve şov, Örovizyon'un erişebileceği en yüksek mertebedir. Yani en azından biz Ajdar'ı yollayana kadar!
Bizden başka bu Örovizyon'u ciddiye alan kalmamış gibi! Ne dersiniz?


Herkes yolunu kaybettiğini sanarak dünyaya niçin geldiğini sorgulamıştır. Kadere isyan değildir, ne yapacağını bilememe halidir bu. Hepimizin bunaldığı anlar olmuştur. Bazen geçici, bazen kalıcı...
Ya da bana öyle geliyor olabilir. Yeryüzünde hala "depresyon" denen ucubenin etkisi altına girmeyenler de vardır belki. 

) Yine de değişik alanlarda kendimizi denemekten vazgeçmeyelim. Picasso olamayız tabi ama bir Bob Ross (Eskiden TRT 2'de acayip güzel manzara resimleri yapan bonus kafalı adam) olmak atla deve midir acaba? Mozart'ın yakınından bile geçemeyiz lakin kötü bir sese ve çatlak bir beyine sahip olan herkes pekala bir Ajdar olabilir. Yine de daha az zararlı aktiviteler seçmek taraftarıyım.
) ve ben balık tutmaya karar verdik. (Biz "kendini bilmeyenler" grubundanız galiba
) Sizlere maceralarımızı anlatırım ama bir şartla! Bu bloğa giren herkes bir hobi edinecek. Haydi çalışın çalışın

Bunu anlayıp geri dönmem bir yılımı aldı. (Bu 1 yıl zarfında neler oldu neler?! Ne sevinçler, ne mutluluklar yaşadım? Kısmetim açıldı ayol! O da ayrı bir yazı konusu
Arkadaşlarınız her hafta buluşurken siz onlara sanal hediye göndermekle, sanal kartopu fırlatmakla uğraşıp duruyorsunuz. Bu da hayli iç burkuyor.
" tarzı anılara muhatap kalmanız durumunda paniklemeyin. Bu vartayı atlatmanın en iyi yolu, dimağınızın en uç köşelerinden arkadaşınızla ilgili muzip bir anı çıkarmaktır.
Yine de kan davalınız varsa, düşmanlarınız varsa "Facebook" a ev adresinize kadar bütün iletişim bilgilerinizi koymaya gerek yok.
Uzmanlar da tavsiye etmiyor.

